1. Kurumsal Sosyal Sorumluk Kavramı
Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) kavramının ilk kez 1953'te basılan Howard Bowen imzalı "Social Responsibilites of the Businessman" isimli kitapta yeraldığını görüyoruz. Bowen'e göre iş adamının sosyal sorumlulukları bazı yükümlülüklerinin toplamından oluşuyordu. Bu yükümlülükler arasında ise halk için arzu edilebilir politikaları takip etmek, kararları almak, eylemleri takip etmek sayılıyordu.
1960'lı yıllarda ise kavramsal açıdan büyük gelişmeler yaşandığını görüyoruz. 1964'te "İnsan Hakları Sözleşmesi", 1969'da "Ulusal Çevre Politikası Sözleşmesi" ve 1972'de "Tüketici Ürünleri Güvenirlik Sözleşmesi" bu gelişmelerin en önemlileri arasındadır. Daha sonraki gelişmeler kurumlar açısından önemli noktada bulunan kar ve hisse kavramları yerine paydaşlar, müşteriler, komşular ve toplum kavramlarının daha çok kullanılmasına neden oldu.
1980'lere gelindiğinde iş dünyası, kar etmenin ve sosyal konularda hassas davranmanın kurumlar için çatışan hedefler olmadığını gözlemleyerek sosyal sorumluluklara daha çok dahil olması gerektiğine inanmaya başladı. 1990 yılında yapılan bir araştırma tüketicilerin % 40'ının sosyal anlamda sorumlu davranmayan kurumları cezalandırdıklarını ve % 25'inin ise sosyal anlamda sorumlu olduğunu düşündükleri kurumların ürünlerinden satın alarak onları ödüllendirmek istediklerini ortaya koydu.
Günümüzün hızla değişen toplum yaşamında iş hayatı, şirketleri her zamankinden daha fazla sorumlulukla karşı karşıya bırakıyor. Bugün KSS, kurum imajı, halkla ilişkiler, çalışanların sağlıklı ve güvenli ortamda çalışma hakları, çevresel sorumluluk, toplumsal duyarlılıklar konularıyla gerçekten ilgilenen kurum yöneticileri için en temel konular arasındadır.
KSS kavramı konusunda tam bir anlaşma olmamasına karşın; KSS, "bir şirketin ekonomik ve çevresel bir biçimde çalışırken paydaşlarının ilgi ve hassasiyet alanlarını da paylaşması konusundaki yükümlülükleri" olarak tanımlanır. Daha geniş bir tanım şu şekilde yapılabilir. KSS, herhangi bir kurumun hem iç, hem dış çevresindeki tüm paydaşlara karşı "etik" ve "sorumlu" davranmasını, bu yönde kararlar alması ve uygulamasını ifade eder. KSS, kurumların işletme faaliyetlerinde sadece kendi özel çıkarlarını (karlarını) maksimize etmenin ötesinde işletme faaliyetlerinden doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen tüm tarafların çıkarlarının da dikkate alınması ve korunması anlamına gelir.
KSS kapsamında sosyal sorumluluk ve etik kavramları birbiri olmadan düşülemez. Toplumsal sorumluluğu gözetmeden sağlanabilecek bir itibardan söz edilemez. İtibar, etik davranışlar sonucunda kurum ve kuruluşların topluma olan ödevlerini de yerine getirmeleri sonucunda ortaya çıkabilecek bir oluşumdur.
2. Kurumsal Sosyal Sorumluk Hedefleri
Artık gerek kurumsal anlamda ve gerekse sunulan hizmetler açısından kuruluşlar ciddi bir rekabet ortamında hemen hemen birbirine yakın kalitede ürün ve hizmet sunmaktadırlar. Böyle bir ortamda diğer kuruluşlardan bir adım önünde olabilmenin koşulu hedef kitlenin gönlünü kazanmaktan geçmektedir. KSS faaliyetlerinin, kurumun itibarını geliştirdiği, marka bilincini ve müşteri bağlılığını artırdığı, satışlara ivme kazandırdığı ve medyanın ilgisini çektiği ortaya çıkmıştır. KSS ile kurumlar, yaşam kalitesini her alanda yükseltmeyi, bölgesel kalkınmayı, toplumsal yaşamı kolaylaştırmayı, çalışanlarının sağlığını ve güvenliğini koruyarak insancıl çalışma koşulları oluşturmayı, çalışanları yaptıkları işin riskleri konusunda bilgilendirmeyi ve alınacak güvenlik önlemleri konusunda eğitmeyi, yatırımlarının ve üretimlerinin her aşamasında doğal çevreyi korumayı ve ona yatırım yapmayı, yeni doğal alanlar yaratmayı, insan yaşamının değerinden yola çıkarak sağlık alanına destek vermeyi, kültürel varlıkların korunmasına ve gelecek kuşaklara aktarılmasına katkıda bulunmayı amaçlamalıdırlar.
KSS, kurumların iç çevresine (iç paydaşlarına) ve dış çevresine (dış paydaşlarına) yönelik olmalıdır. KSS kavramı altında paydaşın tanımı da genişletilmiş, hesap verilebilirlik artık hissedarların ötesini de kapsar hale gelmiştir. Kurum ve kuruluşların hesap vermek durumunda olduğu paydaşlar, gönüllü bile olsa çalışanlarını, çevreyi, ekonomiyi ve toplumu tümüyle içine alıyor. Başka bir deyişle, KSS'ye göre paydaşların şirkete resmen bağlı olmaları gerekmiyor, ancak, yaşam kaliteleri doğrudan ya da dolaylı olarak, şirketlerin yürüttüğü politika ve uygulamalardan etkileniyor.
KSS uygulamaları göstermektedir ki kurumlar, vizyonları ve misyonlarına uygun projeler ürettikçe ve bunları doğru iletişim kanallarını kullanarak toplumla paylaştıkça, toplum tarafından kabul ve sempati görüyorlar. KSS uzun vadede, iş stratejisinin bir parçası olarak kuruma ve kurumun markalarına katma değer sağlamakta ve manevi sermayesini artırmakta, dolayısıyla karlılığa katkıda bulunmaktadır. Kazanımlar itibar, duygusal bağlılık ve güven ile oluşursa uzun vadeli ve kalıcı olacaktır. Bu amaçla kurumlar, gerçekleştirdikleri KSS projeleri ile gerek sosyal paydaşları, gerek toplum, gerekse de kendileri için sürdürülebilir kalkınmaya destek vermelidirler. Sürdürülebilir kalkınma anlayışı; su ve toprak ile ormanlar gibi yenilenebilir doğal kaynakların sürdürülebilir biçimde kullanılmasını, yenilenemeyen doğal kaynakların ise verimli ve planlı kullanımını esas almaktadır. Özet olarak sürdürülebilir kalkınma, bugünün ihtiyaçlarını gelecek nesillerin ihtiyaçlarından ödün vermeden karşılayan kalkınma anlayışı ve uygulamalarıdır.
KSS, son yıllarda tüm dünyada ülkelerin gündemine girmiş durumdadır. Başta BM olmak üzere, AB, OECD, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlar KSS kavramına büyük önem vermektedirler. Dünyada birçok kişi, bir şirkete yatırım yapmadan önce o şirketin toplumsal sorumluluk konusundaki performansını değerlendirmeye başlamıştır. Örneğin, Fortune Dergisi'nin her yıl yaptığı en beğenilen şirketler araştırmasında da "sosyal sorumluluk" ana kriterlerden biri haline gelmiştir. Environic International yönetiminde, 20 ülkede 21 anketle gerçekleştirilen bir araştırma, dünya kamuoyunun şirketlerden beklentisini, kara odaklanmak yerine, standartlarını yükseltip daha iyi toplum için çalışması olarak ortaya koymuştur.
Tüketiciler arasında yapılan bir araştırma aşağıdaki sonuçları ortaya çıkarmıştır.
Fiyat ve kalite eşit olduğunda, tüketicilerin iyi bir sosyal amaçla ilişkili markaları tercih etme olasılığı % 76.
Tüketicilerin % 64'ü sosyal amaçla ilişkili bir ürün için biraz daha fazla (ortalama % 5 daha fazla) ödemeye razı.
Nüfusun % 20'si doğru bir sosyal amaç için % 10 daha fazla ödemeye razı.
Tüketicilerin % 37'si üretici şirketi sevmediği için ürünü almayı her zaman reddediyor.
Birçok tüketici; KSS'nin o şirkete yatırım yapmak açısından önemli olduğunu düşünüyor (%63). Genellikle bir şirketin KSS raporunu inceliyor (%52). Katılımcılar, beş seçenek arasında kendilerini bir markaya veya bir şirkete bağlayan en önemli şeyin % 34 ile KSS bilincine sahip olmak olduğunu düşünmektedir.
Ankete katılanlardan kendi kelimeleriyle KSS'yi tanımlamaları istendiğinde alınan cevapların şu şekilde olduğu görülmektedir.
Şirketler, çalışanlarına sadık ve bağlı olmalı (%27)
Şirketler, halka ve kamuoyuna ve genel olarak topluma bağlı kalmalı (%23)
Şirketler, kaliteli ürün için kendilerini sorumlu tutmalı (%16)
Şirketler, çevreye karşı sorumlu olmalı (%12)
3. Kurumsal Sosyal Sorumluk Faydaları
KSS, firmanın müşterilerini tanıması ve onların beklentilerini anlamasını sağlar. Sorumluluk çerçevesinde benimsenecek ürün kalitesinde istikrar sağlama, dürüst reklam ve pazarlama faaliyetleri sayesinde müşteri memnuniyetinde artış meydana gelir ve müşteri ilişkileri geliştirilir. Sosyal sorumluluğun bilincinde olan firmaların tedarikçiler ile kuracakları ortaklık yaklaşımı sayesinde, aralarındaki ilişkide dürüstlük ve adil davranış artar, karşılıklı güven sağlanır. Böylece, başarılabilecek olan uzun vadeli karşılıklı çıkara dayanan sağlam ilişkiler sayesinde üretimde etkinlik sağlanır. Ayrıca, firmaların sorumluluk bilinçleri tedarikçilere de yansıyarak onları sorumlu ticaret yapmaya teşvik eder.
Çalışanlar açısından da, bir parçası oldukları firmanın sosyal sorumluluklarını yerine getirmeleri önemlidir. Sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamı yaratılması, çalışanların yaptıkları işlerle ilgili görüşlerinin alınması ve iş süreçlerinin belirlenmesinde katılımlarının sağlanması, adil performans değerlendirmesi ve iyi çalışmanın ödüllendirilmesi, çalışan memnuniyetini sağlar, kaliteli ve verimli üretimin altyapısını oluşturur. Kurumun sorumlulukları çerçevesinde çalışanlara vereceği eğitimler, sağlıklı ve güvenli işyeri oluşturmaya yönelik alacağı önlemler ve yapacağı yatırımlar, firmanın doğru becerilere, işini ve işyerini benimsemiş çalışanlara sahip olmasını sağlar ve rekabet üstünlüğü yaratır. Örneğin, çalışma ortamındaki gürültü düzeyinin 25 dB düşürülmesi, hatalı parça sayısında % 52 oranında azalma sağladığı gibi, iş veriminde artış ve iş kazası oranında düşme sağlamaktadır. Bu da maliyetleri önemli ölçüde azaltmakta ve rekabet üstünlüğü yaratmaktadır.
Son dönemlerde, önemli şirketler KSS ile ilgili olarak gerçekleştirdiklerini yaygın olarak, kamuoyu ile paylaşmayı bir politika haline getirdiler. Global Fortune 250 listesine giren ve 19 değişik ülkede yerleşik şirketlerin neredeyse yarısı (%45) çalışan hakları, çevre ve paydaş ilişkilerinde gerçekleştirdikleri faaliyetleri ve sonuçlarını, yıllık finansal raporlarıyla birlikte yayınlamaktadırlar. KSS konusunu ciddiye alan şirketler önemli kazanımlar sağlıyorlar. KSS konusunda yapılan çalışmalar sonucunda belirlenen faydalar şu şekilde sıralanabilir.
Bu şirketlerin marka değerleri ve dolayısıyla piyasa değerleri artıyor.
Daha nitelikli personeli cezp etme, motive etme ve tutma imkanı doğuyor.
Kurumsal öğrenme ve yaratıcılık potansiyeli artıyor,
Özellikle KSS konusunda hassas yatırımcılara ulaşma imkanı oluştuğundan, gerek hisse değeri artıyor, gerekse borçlanma maliyetleri düşüyor.
Yeni pazarlara girmekte ve müşteri sadakati sağlamada önemli avantajlar elde ediliyor.
Verimlilik ve kalite artışları yaşanıyor, risk yönetimi daha etkin hale geliyor.
Kamuoyunun ve kural koyucuların şirketin görüşlerine önem vermesi sağlanıyor.
Artık günümüzde kalite ve maliyet kadar, kurumsal sosyal sorumluluklara ve etik değerlere uygun faaliyet göstermek de rekabette üstünlük sağlamanın önemli bir koşulu haline gelmeye başlamıştır. Bunda, gelişen iletişim teknolojileriyle birlikte daha da güçlenen sivil toplum örgütlerinin işletmeler üzerinde artan baskılarının da önemli bir etkisi söz konusu olmuştur. Son yıllarda giderek artan kalite bilinci de bu gelişmeyi, "kaliteli ürünler, ancak çalışanların mutlu olduğu sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarında üretilebilir" savıyla desteklenmiştir.
KSS kısaca, bir işletmenin faaliyette bulunduğu ortamı koruma ve geliştirme konusundaki yükümlülükleri olarak özetlenebilir. Doğal çevreyi koruma, müşterilerin tercihlerini dikkate alarak kaliteli ve güvenli ürünler sunma, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamı oluşturarak çalışanların iş kazalarına ve meslek hastalıklarına uğramasını önleme, işletmeyi ortaklarının haklarını koruyacak ve yatırımları karlı kılacak bir şekilde yönetme, faaliyetlere ilişkin doğru bilgiler sunma ve toplumun refah düzeyinin yükselmesine katkıda bulunacak eğitim, sağlık ve sanat etkinliklerini destekleme gibi konular KSS kavramı içinde değerlendirilmektedir.