Çarşamba, Aralık 13, 2017

Üçlü Sorumluluk Temel Bileşenleri Çevre, İş Sağlığı ve Güvenliği

uzman gyilmaz
Kimya sanayilerinin gelişmesi ile değişik sorunlar gündeme gelmiştir. Bu sorunlar; işçi sağlığı ve iş güvenliği, çevreye verilen zararlar, ürün kalitesi gibi temel konular olmuştur. Üçlü sorumluluk Kanada Kimya Sanayicileri Derneğince ortaya atılan bir kavramdır. Bu kavram, çeşitli kazalar nedeniyle kamuoyu karşısında kötü nota sahip olan kimya sanayinin imajını düzeltme gereğinden ortaya çıkmış ve gelişmiştir.

 

Gürbüz YILMAZ
A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı
RİSK MED
Genel Müdürü

1984 yılında Kanada'da başlayan, 1989 yılında Avrupa ülkelerinde kullanılmaya başlayan ve halen dünyada 52 ülkede uygulaması bulunan bu yönetim sistemi Üçlü Sorumluluk'tur. Türkiye'de ise Türkiye Kimya Sanayicileri Derneğinin (TKSD) 1993 yılında başlatmış olduğu bu çalışmaya, başlangıçta 25 firma katılmış iken günümüzde tüm TKSD üyelerini kapsamaktadır. Özet olarak Üçlü Sorumluluk; Dünya Kimya Sanayii'nin Sağlık, Güvenlik ve Çevre performansında sürekli gelişme kaydetme ve faaliyetleri konusunda iletişime açık olma yolundaki taahhüdüdür.

Üçlü sorumluluğun temel ve en önemli bileşenlerini çevrenin korunması, iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması oluşturmaktadır. Bu konular günümüzde giderek daha da önem kazanmaktadır. Çünkü, günümüzde insanlar dünyamızdaki gelişmeleri daha çok sorguluyor ve şirketlerin bu sorunlar karşısındaki tavırlarını değerlendiriyor. Artık gerek kurumsal anlamda ve gerekse sunulan hizmetler açısından kuruluşlar ciddi bir rekabet ortamında hemen hemen birbirine yakın kalitede ürün ve hizmet sunmaktadırlar. Böyle bir ortamda diğer kuruluşlardan bir adım önünde olabilmenin koşulu hedef kitlenin gönlünü kazanmaktan geçmektedir. Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) faaliyetlerinin, kurumun itibarını geliştirdiği, marka bilincini ve müşteri bağlılığını artırdığı, satışlara ivme kazandırdığı ve medyanın ilgisini çektiği ortaya çıkmış bulunmaktadır. Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) ile kurumlar, yaşam kalitesini her alanda yükseltmeyi, bölgesel kalkınmayı desteklemeyi, toplumsal yaşamı kolaylaştırmayı, çalışanlarının sağlığını ve güvenliğini koruyarak insancıl çalışma koşulları oluşturmayı, çalışanları yaptıkları işin riskleri konusunda bilgilendirmeyi ve alınacak güvenlik önlemleri konusunda eğitmeyi, yatırımlarının ve üretimlerinin her aşamasında doğal çevreyi korumayı ve ona yatırım yapmayı, yeni doğal alanlar yaratmayı, insan yaşamının değerinden yola çıkarak sağlık alanına destek vermeyi, kültürel varlıkların korunmasına ve gelecek kuşaklara aktarılmasına katkıda bulunmayı amaçlamalıdırlar. Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Üçlü Sorumluluk faaliyetlerinde çevre ve iş sağlığı güvenliği konuları büyük önem taşımaktadır.

Sanayileşme ülkelerin gelişmesine ve toplumların refah düzeylerinin artırılmasına büyük katkılar sağlarken, doğal kaynakların tüketilmesine ve çevrenin kirletilmesine de neden oldu. Günümüzde çevre sorunları büyük boyutlara ulaşmış ve toplumların bu konudaki duyarlıkları artmıştır. Bu süreçte insanların ve tüm canlıların hayatı için büyük önem taşıyan su kaynakları kirletilmiş ve tüketilmiştir. Birleşmiş Milletler Çevre Programı Raporunda; dünya üzerinde yaşayan 6 milyar insandan yaklaşık olarak 1,2 milyarının içme suyundan yoksun olduğu, 2,4 milyarının da sağlık koşullarına uygun suya erişemediği belirtilmektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar, dünyadaki toplam kullanılabilir tatlı su miktarının % 50'sinin tüketildiğini, bu oranın 2025 yılında % 75'e çıkabileceğini göstermektedir.

Günümüzde önemli bir çevre sorunu da küresel ısınmadır. Ulaşım, ısınma ve sanayi faaliyetlerinde enerji üretimi için kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtların kullanılması, atmosferde biriken sera gazlarının artmasına ve bunun sonucunda da dünya ortalama sıcaklığının yükselmesine neden olmaktadır.

İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan ve sera gazlarının büyük bölümünü oluşturan kabondioksit gazının sanayi devrimi öncesi 280 ppm olan atmosferdeki miktarı 382 ppm'e ulaşmıştır. Sera etkisi yaparak küresel ısınmaya neden olan atmosferdeki kabondioksit gazının miktarı her yıl yaklaşık 2 ppm artmaktadır. Bilim insanlarının yaptığı araştırma ve analizler, gerekli ve yeterli önlemlerin alınmaması ve sera gazı emisyonlarındaki artışın bu şekilde sürmesi halinde dünyada yaşayan tüm canlılar için büyük felaketlerin gündeme geleceğini ortaya koymaktadır. Yapılan projeksiyonlara göre; 2100 yılına kadar dünya ortalama ısının 1,4 ºC ile 5,8 ºC artabileceği, kuraklık ve çölleşmenin 1,2 milyar insanın yaşamını tehdit edeceği, kutup buzullarının erimesi ile okyanuslardaki su düzeyinin 18 cm ile 90 cm yükselebileceği, kıyı bölgelerinde yaşayan milyonlarca insanın göç etmek zorunda kalacağı ve iklim mültecilerinin oluşacağı, kuvvetli ve hızlı yağışlar sonucu sel baskını olaylarının artacağı, temiz su temini ve tarım üretiminde azalma olacağı, salgın hastalıkların çoğalacağı, kuraklık nedeniyle su döngüsünün bozulacağı ve açlık sorunun daha da artacağı öngörülmektedir. Bütün bu gelişmelerin insanların ve dünyadaki tüm canlıların yaşamını tehdit edeceği vurgulanmaktadır.
Küresel ısınma, daha şimdiden buzulların erimesine, kuraklık ve çölleşmenin artmasına, gıda üretim düzeninin bozulmasına neden olarak tüm canlıların hayatını tehdit eder boyutlara ulaşmış bulunmaktadır. Bu gelişmeler sonucunda toplumların çevre konusundaki duyarlılıkları artmış ve firmaların bu konudaki sosyal sorumluluklarını yerine getirmeleri talepleri yükselmiştir. Tüketicilerin çevre dostu ürünleri tercih etme oranın her geçen gün arttığı yapılan araştırma ve anketlerle açık bir şekilde tespit edilebilmektedir. Firmalar, ulusal ve uluslararası çevre standartlarının gerekliliklerini yerine getirerek idari para cezalarından, tazminat ödemelerinden, işyerinin kapatılması ve faaliyetin durdurulması gibi yaptırımlardan kurtulabilirler ve en önemlisi çevre dostu faaliyetlere öncelik vererek tüketicinin gönlünü kazanabilirler ve müşteri potansiyellerini artırabilirler.

Sanayi devrimi ile yoğun olarak gündeme gelen meslek hastalıkları ve iş kazaları yapılan tüm çalışmalara karşın, günümüzde de çalışanların sağlığı ve güvenliği için önemli bir konu olmaya devam etmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre; dünyada her yıl 270 milyondan fazla çalışan iş kazasına uğramakta, 160 milyon işçi yaptığı iş nedeniyle hastalanmakta, yaklaşık 2 milyon işçi de iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu hayatını kaybetmektedir. ILO raporlarına göre; Dünya'da 218 Milyon çocuk çalışıyor. Bunların 126 Milyonu ise tehlikeli işlerde çalıştırılıyor ve bu nedenle her yıl 22 bin çocuk hayatını kaybediyor.

grafik01

 Grafik 1 : Ülkemizde yıllara göre iş kazaları sayıları (SGK istatistikleri)

Ülkemizde ise Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre, 2012 yılında 74.871 iş kazası meydana gelmiş, 744 işçi hayatını kaybetmiş, 2.036 işçi bir daha çalışamayacak şekilde sakat kalmış ve 1.650.250 iş günü kaybedilmiştir.

grafik2
Grafik 2 : Ülkemizde yıllara göre iş kasası sonucu ölüm sayıları 

İşyerlerinde yeterli sağlık ve güvenlik önlemlerinin alınmaması nedeniyle ortaya çıkan iş kazaları ve meslek hastalıkları çalışanların hayatını ve sağlığını doğrudan etkilediği gibi işletmeler ve ülke ekonomisi için de önemli maliyetler oluşturmaktadır.
İş kazası, patlama, yangın gibi olaylar işyerinde maddi hasarlar oluşmasına, üretimin durmasına ve itibar kaybına neden olmaktadır. Ayrıca, sosyal güvenlik kurumlarına ve zarar gören çalışanlara ödenmek zorunda kalınan tazminatlar önemli boyutlara ulaşarak işletmelerin nakit akımlarının bozulmasına ve faaliyetlerinin aksamasına neden olabilmektedir. İş kazaları ve meslek hastalıklarına neden olan çalışma ortamındaki fiziksel, kimyasal, mekanik, ergonomik ve biyolojik etmenler verimliliği de olumsuz yönde etkilemektedir. İşyerinde sağlık ve güvenlik önlemlerinin alınmaması ve yasal yükümlülüklerin yerine getirilmemesi idari para cezalarına ve işyerlerinin kapatılmasına da neden olabilmektedir.

İş kazaları ve meslek hastalıklarının neden oldukları iş günü ve iş gücü ile verimlilik kayıpları ülke ekonomisinde de önemli maliyetler oluşturmaktadır. Uluslararası kuruluşların yaptıkları çalışmalara göre, bir ülkede meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıkları, o ülkenin Gayrisafi Milli Hasılasının %3'ü ile % 5'i arasında maliyete neden olmaktadır.
İş kazaları ve meslek hastalıklarının neden olduğu maddi, manevi kayıplar ile verimlilik ve itibar kayıpları dikkate alındığında işyerlerinde sağlık ve güvenlik önlemlerinin alınmasının çalışanlara, işverenlere ve tüm ülke insanlarına önemli kazanımlar sağlayacağı açıktır. Bu konuda yapılan çalışmalar göstermiştir ki, iş kazaları ve meslek hastalıkları önlenebilir. Bunun için işyerindeki tüm çalışanların katılımı ve sistemli bir çalışma gereklidir.
Günümüzde, çalışanların işini ve işyerini sahiplenmeleri, verimli ve kaliteli üretim gerçekleştirebilmeleri açısından sağlıklı ve güvenli çalışma ortamı yaratılması büyük önem taşımaktadır. Bu konuda yapılacak çalışmalar rekabette avantaj sağlar, ihracat olanaklarını artırır, yeni iş imkanları oluşturur. İş sağlığı ve güvenliği konusunda yapılacak çalışmaların sağlayacağı faydalar açıktır: Daha az sayıda iş günü kaybı, son derece motive ve üretken işgücü ve sağlıklı çalışma ortamı bir araya gelerek şirkete değer katar.


Toplumların beklentisinin de çocuk emeği kullanılmaması, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamı yaratılarak iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi, çalışanlara sosyal imkanlar sağlanması yönünde olduğu görülmektedir. Firmalar, iş sağlığı ve güvenliği ile çalışan hakları konusunda ulusal ve uluslararası standartların gerekliliklerini yerine getirerek önemli kazanımlar elde etmektedirler.

Kimya sektöründe olduğu gibi tüm sektörlerdeki firmalar, üçlü sorumluluk yaklaşımını benimseyerek çevreyi koruyabilir, iş sağlığı ve güvenliğini sağlayabilir ve sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunabilirler. Böylece firmalar toplumun gönlünü kazanma ve yeni olanaklara kavuşma imkanına kavuşurken, ülkemizin kalkınmasına da daha fazla katkıda bulunabilirler.